Doç. Dr. Hicran ATATANIR
SGK Uzmanı
Çalışma barışına dayalı bir iş yaşamı için İzmir İktisat Kongresi ile başlayan ve İkinci Yüzyılın
İktisat Kongresi ile yansımaya devam eden ışık, bugünü ve geleceği aydınlatan bütüncül bir
vizyon içermektedir. Öncelikle günümüzden yüzyıl önce, M. Kemal Atatürk’ün İzmir İktisat
Kongresi açılış konuşmalarında yer verdiği şu sözleri hatırlamakta yarar bulunmaktadır:
“Yeni Türkiye’mizi layık olduğumuz düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize
birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü; zamanımız tamamen bir ekonomi
devresinden başka bir şey değildir. Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa
olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı
olamaz. Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı
için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir,
her şey demektir.”
Gerçekten de tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de ekonomi, toplumu ilgilendiren hemen
her alanda belirleyici değişken olmayı sürdürmektedir. Nitekim Cumhuriyetimizin yüzüncü
yaşını kutladığımız 2023 yılında siyasi kurtuluşun olduğu kadar ekonomik kuruluşun da simge
şehri olan İzmir, iş yaşamı açısından önemli bir kongreye ev sahipliği yapmıştır. “Yeniliğe
Davet” başlığı ile gerçekleşen Kongre kapsamında ele alınan konular ve ulaşılan sonuçlar iş
yaşamının ve geleceğin inşası açısından insanı merkeze alan güçlü bir yaklaşım ortaya
koymaktadır.
Esasen ekonominin konusu somut maddeler değil; insanlar ve insan eylemlerinin anlamları
üzerinedir (Murphy, 2008). Mobbing ile Mücadele Derneği kuruluş sürecinden bugüne çalışma
yaşamında insanların ve eylemlerinin karşılıklı saygı, anlayış ve hoşgörü temelinde yükselmesi
için verdiği mücadele ile sadece çalışma barışına değil ülke ekonomisi ve kalkınmasına da katkı
sağlamayı amaç edinmiş eşsiz bir kazanımdır. Derneğin, çalışma yaşamında insana ve insan
onuruna yakışır davranışlar için açılmasına önderlik ettiği her alanı ve ortaya koyduğu vizyonu,
daha güçlü bir ekonomi için atılan birer adım olarak kabul etmek gerekir. Nitekim dün ve bugün
olduğu gibi geleceğin iş yaşamına yön verecek temel aktörler de insanlar ve eylemleri olacaktır.

Bildirge, temel aktörlerin gözünden iş yaşamındaki güncel sorunları ve çözüm önerilerini
incelemek açısından önemli bulgular içermektedir. Bu nedenle her deklarasyon kendi ilkesel
bütünlüğü içinde değerlendirilmeye çalışılarak alınan kararların nasıl bir iş yaşamı ve gelecek
perspektifi ortaya koyduğu ele alınmaya çalışılmıştır.

İşçilerin Yönünden İş Yaşamı ve Geleceği
Deklarasyon kapsamında yer verilen on altı ilke ile geleceğin Türkiye’sine ve iş yaşamına dair
güçlü öngörülere ve hedeflere yer verilmiştir. Üretimin yanı sıra paylaşım iktisadı ve refahın
adil paylaşımı üzerinde yükseleceği geleceğin ekonomisinde büyümenin de ancak işçilerin ve
tüm emekçilerin refahının büyümesine paralel gerçekleşeceği tespitine dayalı olarak çalışma
yaşamına yön vermesi gereken ilkeler arasında; çalışma hakkının korunması ve insana yakışır
koşullarda bu hakkın kullanımının sağlanması, sendikal hak ve özgürlükler başta olmak üzere
emeğin tüm kazanımlarının güvence altına alınması, ayrımcılığın ortadan kaldırılarak güvenceli
çalışmanın “insana yaraşır iş” ilkesi çerçevesinde düzenlenmesi, çocuk işçiliğine son verilmesi,
sağlıklı çevresel koşulların tüm canlıların temel hakkı kabul edilmesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği
standartlarının temini, meslek hastalıkları hastanelerinin açılması, işçilerin uluslararası birlik
ve dayanışma ağının güçlendirilmesi, yeşil işlere geçişin sağlanması, iş yaşamında dijitalleşme
ile birlikte artan kayıt dışı istihdamın önlenmesi hususları öne çıkmaktadır.
Deklarasyon kapsamında alınan elli bir karara bakıldığında, ilkelerde olduğu gibi hak temelli
yaklaşımı esas alan bir çerçeve çizildiğini görmek mümkündür. Alınan kararlar iş güvencesi ve
sendikal örgütlenme, çalışma yaşamı, istihdam ve sosyal politika ile iş kollarına ilişkin özel
düzenlemeler başlıkları altında toplanmaktadır. İlk başlık kapsamında öne çıkan hususları insan
haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelere göre sendikal mevzuatın demokratikleştirilmesi,
demokratik toplu pazarlık ve grev hakkının hukuk güvencesi altına alınması, grev erteleme adı
altında grev yasağına son verilerek barışçıl eylem biçimlerinin yasal statüye kavuşturulması,
etkin ve demokratik bir yetki tespit süreci ile birlikte referandum ilkesinin korunması, Yüksek
Hakem Kurulu yapısı terk edilerek bağımsız ve demokratik bir kurul yapısına gidilmesi
oluşturmaktadır. Deklarasyonun çalışma yaşamı perspektifinde ise eşitlik, sosyal adalet, emek
istismarına son verilmesi, çalışanların maddi-manevi bütünlükleriyle mevcut mali olanaklarını
güçlendirici adımlar atılması temelinde çeşitli hedefler sıralanmıştır. Bir diğer başlığı oluşturan
istihdam ve sosyal politika alanında ise kadın emeğini gözeten, engelli bireyler başta olmak
üzere istihdam hakkına eşit erişimi destekleyen, sosyal güvenlik sistemini aile destekleri ve
bakım sigortaları ile güçlendiren, işsizlik ödeneğini işçiler lehine yapılandıran, ilk işini arayan
gençler ile istihdamda dezavantajlı grupları gözeten, mesleki yeterlilik programlarının yanı sıra
asgari gelir desteği gibi araçlarla uzun süreli işsizliğin yıkıcı etkilerinden işgücünü koruyan bir
vizyon ortaya konulmuştur. Sosyal güvenlik sistemi ile yönetim yapısını demokratikleştirme
gibi kritik bir hedefe yer verilen kararlar arasında göçmen işçilerin kayıt dışı çalışmasına ve
staj/çıraklık eğitimindeki gençlerin emeğinin sömürülmesine karşı etkin mücadele yürütülmesi
hususları da dikkat çekmektedir. Emeklilerin, genç işsizlerin, yoksul ailelerin, şiddet mağduru
kadın ve çocukların sosyal politikalar yoluyla korunması da bu başlık altında yer alan ve öne
çıkan konular arasındadır. Son başlığı ise oluşturan iş kollarına ilişkin düzenlemelere dair
kararlar arasında ise tarım, turizm, ev işçiliği, madencilik, inşaat, gemi işleri ve denizcilik gibi
emek yoğun sektörlerde çalışanların üretimin yanı sıra yönetim, denetim ve icra süreçlerinde
de olmaları ile tüm sektörlerde kamu mülkiyetinin korunması hususlarına yer verilmiştir.
Genel olarak değerlendirildiğinde gerek ilkesel yaklaşımın gerekse alınan kararların hak temelli
bir iş yaşamı ve insan onurunu gözeten çalışma koşullarını esas alan bir yaklaşımı benimseyerek
geleceğin Türkiye’sinde emeğin kazanımlarının daha ileri taşınmasını hedef olarak belirlediği
ifade edilebilir.
Çiftçiler Yönünden İş Yaşamı ve Geleceği
Deklarasyon kapsamında yer verilen on sekiz ilke; Türkiye’de izlenmesi gereken tarım stratejisi
ve gelecek vizyonu açısından sektörde çalışanları da yakından ilgilendiren politik bir çerçeve
çizmektedir. Öne çıkan kavramlar arasında; yerli üretimi ve üreticiyi korumak, kamucu tarım
politikaları, gıda güvenliği, gıdaya erişim hakkı, sağlıklı beslenme, küçük üretici kooperatif ve
birliklerini destekleme, üreticinin haklarını koruma, doğru fiyattan satış/pazar garantisi sunma,
gelir artışı endeksli bir iktisadi model izleme, stratejik tarımsal üretime geçme, tarımsal genetik
çeşitliliğini koruma, kuraklıkla mücadele ve bu amaçla suya göre ürün belirleme, modern
sulama sistemleri geliştirme, tarım, orman ve mera alanlarının doğal karakterini muhafaza,
tarımsal çeşitliliği koruma, canlandırma ve geliştirme, katma değeri artırmak, tarım kültürünü
ve tarımdaki değişim kabiliyetini birlikte örgütleme, tarım sektöründe kayıt dışı istihdama son
verme, mevsimlik tarım işçilerini insanca çalışma ve yaşama ortamına kavuşturma, balıkçılık
ve hayvancılık sektörlerinde sürdürülebilir üreticilik ve yetiştiricilik politikaları izlemek yer
almaktadır.
Deklarasyon kapsamında alınan altmış iki karara bakıldığında ise öne çıkan başlıklar arasında;
tarımsal gen kaynaklarını koruma ve geliştirme, bütüncül ürün planlama ve verimli su yönetimi,
üreticiyi örgütleme ve örgütlülüğü destekleme, gıda üretim alanlarını koruma, tarladan sofraya
kaliteyi koruyan satış ve pazarlama standartları geliştirme, tarımsal lojistik planı hazırlayarak
tarımsal lojistik merkezleri ve tarım ihtisas bölgeleri kurma, tarımda eğitimi, inovasyonu, dijital
teknolojiyi ve agro-turizmi geliştirme hususlarının sıralandığı görülmektedir.
Ortaya konulan bu vizyon, tarımsal üretimin insan yaşamına yakışır şekilde gerçekleşmesi ile
insan emeğine yakışır standartlar içinde geliştirilmesi şeklinde özetleyebileceğimiz iki temel
hedefi işaret etmektedir. Doğal kaynakları korumayı öncelikli strateji olarak gözeten bir yerel
kalkınma politikası izlemenin hem bugünün hem geleceğin Türkiye’si açısından sahip olduğu
belirleyici güce yapılan vurgu da oldukça dikkate değer bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Gıda
hakkının kapsayıcı politikalarla kullanılması ile üretim sistemlerinin bütüncül bir entegrasyona
dayalı olarak yapılandırılması arasında güçlü bir ilişki kurulduğu görülen Deklarasyon üretici
ile tüketiciyi birlikte koruma hedefi üzerine kurulu güçlü bir perspektif çizmektedir.
Son olarak ilave etmek gerekir ki gerek kayıt dışı istihdamın en yaygın olduğu gerekse yabancı
işgücünün artış eğilimi sergilediği sektör olarak tarım ve hayvancılık alanında çalışanların hak
ve özgürlüklerinin korunmasında sosyal kooperatifçiliğin desteklenmesi, belirtilen hedeflerin
yanı sıra çalışma barışı açısından da kayda değer fark yaratabilecek bileşenler barındırmaktadır.
Sanayiciler, Tüccarlar ve Esnaflar Yönünden İş Yaşamı ve Geleceği
Deklarasyon kapsamında yer verilen yirmi yedi ilke ve doksan sekiz karar, üreten ve büyüyen
bir Türkiye için farklı başlıklar altında öncelikli politikalarla stratejik alanlara yer vermektedir.
Ekonomik gelişme ve refahın adil bölüşümü için demokrasinin temel unsur kabul edilmesi, eşit
inisiyatif ve sorumluluk anlayışına dayalı olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin tesisi, küresel
ölçekteki gelişmelerin kavranması ve sürdürülebilirlik odağında bir kültürel yenilenme sürecine
geçilmesi konularında kabul edilen ilkeler dikkat çekmektedir. Mevcut ekonomik sorunların
aşılması açısından bir yol haritası olarak da kabul edilebilecek diğer ilkeler arasında siyaset üstü
bir iktisat politikasının inşası, sosyal-siyasal-ekonomik-ekolojik reformlar üzerinde yükselen
bir iktisadi planlama, ekolojik dengeyi korumayı ve sosyal mutabakatı esas alan bir büyüme
anlayışı oldukça işlevsel bir çerçeve sunmaktadır. Teknoloji üretimini, ekonomik demokrasiyi,
dengeli bölgesel kalkınmayı, döngüsel ekonomiyi, şeffaflığı, hesap verebilirliği ve katılımcılığı
esas alan ekonomik gelişme planlarının oluşturulması, insanın biyolojik yetkinliği, yaratıcılığı,
dijital becerileriyle girişim kabiliyetine yatırım yapan bir eğitim anlayışının geliştirilmesi,
katma değerli ve yenilikçi üretimin teşviki, yetenek yönetimine ve ustalaşma sistemine geçiş
yönündeki ilkeler ise özellikle ekonomik kazanımların geleceğe taşınması açısından belirleyici
hususların altını çizmektedir. Esnaf Bakanlığı ile Stratejik Planlana Teşkilatı kurulması kararı
ise bürokratik işleyiş açısından gereksinim duyulan kurumsal yapılara işaret etmesi açısından
kayda değerdir.
Alınan kararlar arasında öne çıkan stratejik alanları ise dijitalleşme ve veri yönetimi, planlama,
doğayla uyum, iklim değişikliğiyle mücadele, insan hareketliliği yönetimi, tersine beyin göçü,
laik, bilimsel ve demokratik eğitim, kapasite geliştirme ve bu amaçla insan gücüne, iş birliğine,
girişimciliğe, uluslararası ağlara, yeni mesleklere ve özellikle enerji alanına yatırım yapma gibi
çarpan etkisi yüksek başlıklar oluşturmaktadır.
Genel olarak değerlendirildiğinde dijital ve ekolojik dönüşümü yakalamak, yenilikçi ve yaratıcı
bir insan gücüne yatırım yapmak, döngüsel ekonomi uygulamalarına geçişi sağlamak ve küresel
gelişmeleri sadece takip eden değil bu gelişmelere yön veren bir Türk ekonomisi inşa etmek,
kısaca özetlemeye çalıştığımız bu Deklarasyonun temel hedefleri arasında sıralanmaktadır.
Kuşkusuz İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi ve Sonuç Bildirgesi bir bütün olarak daha pek çok
tespit ve öngörü içermektedir. Etkisi ve amacı zamanla daha net anlaşılacak her üç Deklarasyon
hem bugünün iş yaşamını anlamak hem de bir gelecek perspektifi oluşturmak açısından güçlü
bir vizyon ortaya koymaktadır.
Değerlendirme ve Sonuç
Mobbing ile Mücadele Derneği üstlendiği misyonla esasen geleceğin Türkiye’si ve ekonomisi
için en değerli yatırımın insana ve insan onuruna yakışır bir iş yaşamına yapılan yatırım olduğu
anlayışı temelinde hareket etmektedir. Bu anlayışın iş yaşamının farklı aktörleri tarafından
kabul görmesi kadar belirleyici olan bir diğer unsur geleceğe taşınmasıdır. İkinci Yüzyılın
İktisat Kongresi, Cumhuriyetimizin yüzüncü yaşında gerçekleştirilmiş olmasının yanı sıra
çalışma yaşamında barışa ve birliğe çok yönlü dikkat çekmesi açısından Türkiye’nin geleceğine
taşınacak olan güçlü bir mesaj olma işlevi de görmektedir.
Kongre kapsamında verilen bu mesaj kısaca; geleceğin ekonomisine doğayla uyumun, hukukun
üstünlüğünün, ifade özgürlüğünün, insan haklarının ve demokrasinin yön vermesi gerektiği tezi
üzerine kuruludur. Eşitsizliklerin yerini kapsayıcılığın aldığı, ekolojik ve demokratik değerlere
dayalı, çizgisel ve parçalı değil döngüsel ve bütünsel düşünceyi esas alan, insana yaraşır işleri
amaç edinen, verimlilik ve yenilikçilik temellerinde yükselen bir refah yaklaşımı bu kongrenin
ana teması olarak ifade edilebilir. Bu ana temanın köklerinde dayanışarak ve birlikte kalkınarak
bereketi kurumsallaştırmayı hedefleyen bir iktisat felsefesi yatmaktadır. Tüketmek için değil
yaşamak ve yaşamı paylaşmak için üretmek, aslında sadece ekonomik büyümenin değil, mutlu
bir toplumun, kendisini gerçekleştirebilen çalışanların, güvene dayalı iş ilişkilerinin, insan hak
ve özgürlüklerini gözeten bir iş yaşamı kültürünün de anahtar bileşeni niteliğindedir. İkinci
Yüzyılın İktisat Kongresinden iş yaşamımıza ve geleceğine yansıyan ışık mobbing gibi gölgede
kalan ve gölgede kaldıkça yıkıcı etkileri derinleşen sorunları çözerek çalışma barışını inşa için
güçlü bir birlik çağrısı olarak da kabul edilmelidir. Nitekim toplumumuzun sahip olduğu uzlaşı
ve hoşgörü kültürü iş yaşamını çok daha ileriye taşıyacak bir potansiyele sahiptir. Çalışmamızın
en başında olduğu gibi M. Kemal Atatürk’e yeniden kulak verirsek; “Hiçbir şeye ihtiyacımız
yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!
1 Sosyal Güvenlik Uzmanı, Sosyal Güvenlik Kurumu, hatatanir@sgk.gov.tr.
Yazar, İkinci Yüzyılın İktisat Kongresine katkı sağlayan uzmanlar arasında yer almaktadır.
Kalıcı bağlantıyı yer imlerine ekle.

Yorum bırakın Cevabı iptal et

Sosyal Medya